Bal

Bal, bitki nektarlarının, bitkilerin canlı kısımları salgılarının veya bitkilerin canlı kısımları üzerinde yaşayan bitki emici böceklerin salgılarının bal arısı (Apis mellifera) tarafından toplandıktan sonra kendine özgü maddelerle birleştirerek değişikliğe uğrattığı, su içeriğini düşürdüğü ve petekte depolayarak olgunlaştırdığı doğal bir üründür. Balın floral orijini; renk, su aktivitesi, şeker içeriği gibi fizikokimyasal özellikler ile toplam fenolik madde ve fenolik madde kompozisyonu, aminoasit ve protein içeriği, uçucu madde kompozisyonu gibi biyokimyasal özellikleri ile antioksidan-antiradikal ve mikrobiyolojik aktivite gibi biyolojik özelliklerinden sorumludur. Bal orijinine göre çiçek ya da salgı balı olarak tiplendirilmektedir. Çiçek balı çiçeklerin nektarından elde edilirken, salgı balı ülkemizde Pinus brutia gibi ağaçlar üzerinde yaygın olarak yaşayan Homophlebus helenicus isimli koşnillerin hazım atıklarından elde edilmektedir. Narenciye, yonca, kekik, geven vd. ballar çiçek balı iken çam, meşe vb. ballar salgı balıdır.

Balın Kimyasal Yapısı

Botanik orijinine göre balın tadı ve rengi değişebilmektedir. Örneğin yüksek fruktoz içeriğine sahip olan bal  (akasya balı) yüksek glukoz içeriğine sahip olana göre daha tatlıdır. Balın katı maddesinin % 82-85’i karbonhidratlardan oluşmaktadır. Balda bulunan temel şekerler glukoz ve fruktozdur. Balda fruktoz ve glukoza ilaveten en az 12 disakkarit bulunmaktadır. Bunlar; sakkaroz, maltoz, izomaltoz, nigeroz, turanoz, maltuloz, lökroz, kojibioz, neotrehalaz, gentibioz, laminariboz ve izomaltulozdur. Balda iz miktarda tetra ve pentasakkaritler de izole edilmiştir. Salgı balları çiçek balları ile kıyaslandığında salgı ballarında melezitoz ve rafinoz gibi trisakkaritler daha yüksek miktardadır.

Balın azot içeriği oldukça düşük olup ortalama % 0.4 tür. Balda bulunan toplam azotun % 40-65’i doğal proteindir. Azotun geri kalanı sadece iz miktarda bulunan serbest aminoasitlerden türevlenmektedir. Bu serbest amino asitlerden yoğun olarak bulunanlar; prolin, glutamik asit, alanin, fenilalanin, tirozin, lösin ve izolösindir. Balda bulunan nişasta ya da glikojeni daha küçük birimlere parçalayan ve balın kalitesinin ölçümünde kullanılan diastaz (ave bamilaz), sakkarozu glukoz ve fruktoza parçalayan invertaz (sukraz, sakkaraz, glukosidaz) ile glukozdan glukonik asit ve hidrojenperoksit üreten glukoz oksidaz enzimleri balın temel enzimleridir. Diastaz enzimi bala ısıl işlem uygulanmasının belirlenmesinde kullanılan bir belirleyicidir. Glukozun glukonolaktona çevrilmesinden sorumlu olan glukoz oksidaz balda bulunan dominant asit olan glukonik asitin oluşumundan sorumludur. Bal arısı tükürüğü, önemli oranda amilaz ve glukoz oksidaz içermektedir.

Balda bulunan asitler, kuru maddenin % 0.5 inden sorumludur ve balın tat karakteristiğine katkıda bulunur. Balda bulunan organik asitlerin, glukonik, formik, asetik, butirik, laktik, okzalik, sitrik, suksinik, tartarik, maleik, malik, piroglutamik, pirüvik, alfa-ketoglutamik, glikolik, alfa ya da beta gliserofosfat ve glukoz 6 fosfat olduğu rapor edilmiştir.  Balın asitliği mikroorganizmalara karşı stabiliteyi sağlamaktadır. Glukonik asit balda diğer asitlere göre en fazla oranda bulunan asittir ve glukoz üzerine etki eden bir enzim aktivitesiyle üretilmektedir. Glukonik asit dışında balda bulunan diğer asitlerin kaynağı bilinmemekle birlikte nektardan kaynaklanmış olabileceği düşünülmektedir.

Bal düşük miktarda vitamin ve mineral içerir. Balda potasyum, sodium, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, klorin, fosfor ve sulfur gibi mineraller tespit edilmiştir. Balda bulunan vitamin ve mineraller günlük tavsiye edilen (RDI; Recommended Daily Intakes) % 10’undan daha azdır. Farklı monofloral ballar farklı miktarda mineral içermektedir. Balın içerdiği iz elementlerden besleyiciliği açısından özellikle çocukların beslenmesinde (1-15 yaş) krom, manganez ve selenyum önem taşımaktadır. Kükürt, bor, kobalt, flor, iyot, molibden ve silikon da beslenme için önemlidir. Bunların dışında bal 0.3-2.5 mg/kg kolin ve 0.06-5 mg/kg asetilkolin içerir. Kolin, kardiyovasküler ve beyin fonksiyonları, hücresel membran kompozisyonu ve tamiri için gerekli iken asetilkolin nörotransmitter olarak iş görmektedir.

Balın nem içeriği % 12-27 arasında değişebilir, ancak genel olarak % 18-20 arasındadır. Balın yüksek ozmotik basınç ve düşün nem içeriğine sahip olması bakteri gelişimini önler. Balın su aktivitesi 0.5-0.6 arasında olup çoğu bakteri ve fungusun yaşayamayacağı seviyededir.

Önerilen Günlük Bal Tüketimi

Türkiye Besin ve Beslenme Rehberi önerilerine göre, yiyeceklerin doğal yapısında bulunan şeker dışında, üretim aşamasında eklenen şekerler ile çay şekeri olarak adlandırılan sakkarozun toplam günlük alım miktarı, ihtiyaç duyulan günlük enerji miktarının %10’ unu geçmemeli, % 5’in altında olması tercih edilmelidir. Yiyeceklere ve ambalajlı hazır gıdalara eklenen bal ilave şeker kapsamında değerlendirilmekte olup tüketimine dikkat edilmelidir. Bebeklere de 2 yaşına kadar şeker/şekerli yiyecek ve içecek verilmemesi önerilmektedir. Topraktan ve bitkilerden bala karışmış olan çeşitli mikroorganizmaların zararlı etkileri balın antibakteriyel özelliği sayesinde engellenmektedir. Ancak Clostridium botulinumsporlarının balda bulunması bir yaşına kadar olan bebeklerde tehlike oluşturmaktadır. Bakteri sporları bal içerisindeyken canlılığını sürdürebilmekte ancak toksin oluşturamamaktadır. Bebeklerin barsak floraları Cl. botulinumkolonizasyonuna duyarlı olduğu için balla birlikte alınan bakteri sporu bağırsakta toksin oluşturabilmektedir. Bu durumda konstipasyon, başı kontrol edememe, halsizlik ve refleks kaybı gibi semptomlarla karakterize infant botulismusu meydana gelmektedir. İyileşme uzun sümekte ancak semptomlar tedavi sonrası ortadan kalkmaktadır. Söz konusu vakalar son derece nadir görülse de bir yaşından küçük çocuklara bal verilmemesi önerilmektedir. Bunun yanında baldaki glukoz içeriği nedeniyle diyabetliler, enerji harcaması az olanlar, mide ameliyatından sonra gelişen damping sendromu olanlar bal tüketirken dikkatli olmalı, günlük önerilen miktarları aşmamalıdırlar.

Balın besleyici değeri yanında 100 g bal 1320 kilojoule enerji sağlarken 100 g çay şekeri 1600 kilojoule enerji sağlamaktadır. Çay şekerinin 100 gramında 100 g karbonhidrat bulunurken balda 82.1 g civarındadır.

Bal enerji içeriği yanında birçok makro ve mikro bileşende içerir. Bu bileşim balın bitkisel ve coğrafi orijini, mevsim ve çevresel iklim koşullarındaki değişikliklerden etkilenmektedir. Balın ana bileşeni olan karbonhidrat ve su dışında geri kalan % 3’lük kısmı enzimler, vitaminler, mineraller, organik asitler, aminoasitler, flavonoidler olmak üzere 180 kadar farklı maddeden oluşur. Ulusal gıda kompozisyon veri tabanına göre ülkemizde çiçek balının içeriği Tablo1’de görülmektedir.

Balın ayırıcı özelliklerini, nektar ve bal arısından kaynaklanan birçok küçük bileşen belirlemektedir. Balda bulunan vitamin ve mineraller günlük tavsiye edilen (RDI; Recommended Daily Intakes) % 10’undan daha azdır. Balın mineral içeriği topraktan yanda çevreden bitkinin absorbladığı mineral miktarına bağlıdır. Bal protein kaynağı bir besin maddesi olarak tanımlanamasa da baldaki amino asitler balın orijini açısından önemlidir. Prolin, lisin, fenilalanin, γ- amino bütirik asit (GABA), β- alanin, arginin, glutamin, serin, glutamik asit ve aspartik asit balda bulunan amino asitlere örnek olarak verilebilir.

Balın işlenmesi, ısıtılması ve saklanması sırasında bal kalitesini etkileyecek hiçbir sakıncalı özellik, lezzet ya da aroma kusuru oluşmamalıdır. Fermentasyon ya da gaz oluşumu başlamamış olmalıdır. İşlenmesi sırasında, balı kritalizasyon ve fermentasyondan korumak, ekstraksiyon ve filtrasyonu kolaylaştırmak ve balın viskozitesini arttırmak için ısı işlemi uygulanması gerekmektedir. Isı işleminin süresi ve derecesi kontrol edilmelidir. Isı işlemi baldaki enzimlerin kaybına ve HMF miktarının artmasına, dolayısıyla balın tazeliğini kaybetmesine sebep olmaktadır.  Balın kalitesini yitirmesine neden olan faktörlerden diğeri de uygun olmayan şartlarda uzun süre muhafaza edilmesidir. Bal hidroskopik özellikte olduğu ve ortamdaki kokuları çekebildiği için hava geçirmeyen, asit karakterinden dolayı da korozyona dayanıklı kaplarda muhafaza edilmelidir.

Çiçek Balının Enerji ve Besin Öğeleri İçeriği (/100 g)

Bileşen

Birim

Ortalama

Enerji

kcal

325

Enerji

kJ

1361

Su

g

18,48

Kül

g

0.17

Protein g

0.12

Azot

g

0.02

Yağ, toplam

g

0

Karbonhidrat

g

81.22

Lif, toplam diyet

g

0

Glukoz

g

31.81

Fruktoz

g

37.73

Laktoz

g

0

Maltoz

g

2.52

Günlük tüketimi tavsiye edilen bal miktarı yaklaşık 20 g yani bir yemek kaşığıdır. Bir yemek kaşığı bal ile (21 g); 3.59 g su, 64 kcal enerji, 0.06 g protein, 17.3 g karbonhidrat, 17.25 g toplam şeker, 0.19 g sakkaroz, 7.51 g glukoz, 8.6 g fruktoz, 0.09 mg kalsiyum, 1 mg magnezyum, 11 mg fosfor, 1 mg potasyum, 0.05 mg sodyum, 0.008 mg çinko, 0.017 mg bakır, 1.5 mg manganez, 0.2 mg flor, 0.025 mg riboflavin vitamini, 0.014 mg niasin vitamini, 0.005 mg pantotenik asit vitamini alınmaktadır. Ayrıca bal enzim içeriği nedeniyle sindirimi kolaylaştırıp, kronik ve enfeksiyona bağlı kabızlık, mide ülseri ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.

Balın Kandaki Şeker Oranını Yükseltmesi (Glisemik İndeks) Değeri

Balın şeker kompozisyonu floral kaynağına göre değiştiği için balın glisemik indeksinin de floral kaynağa göre değişebileceği düşünülmektedir. Balda bulunan monosakkaritlerin özellikle glukoz ve fruktozun glisemik indeks değerleri arasında önemli farklılıklar vardır. Fruktozun glisemik indeksi 23 tür. Bir şekerin glisemik indeksi glukozun şeker molekülündeki diğer monosakkaritlere molar oranı temelinde öngörülmektedir. Bu nedenle maltozun (glikoz + glikoz) skoru 100 civarında iken sakkarozun sadece 61’dir. Glukoz ve fruktoz karışımından oluşan balın da glisemik indeks değerleri arasında farklılıklar olacağı açıktır.

Şekil 1. Farklı monofloral balların glisemik indeks değerleri (Silici, TUBİTAK 112S549)

Balın Sağlık Açısından Faydaları

Bal, antik çağlardan beri, birçok kültür tarafından tedavi amaçlı kullanılmıştır. Enfekte yaraların tedavisinde en az 2000 yıldır kullanıldığı Dioscorides’in kayıtlarından anlaşılmaktadır. Günümüzde balın tedavi edici amaçlı kullanımı konusuna artan bir ilgi söz konusudur. Tedavi edici (terapötik) amaçlı olarak baldan; ülserlerin, yara ve yanık sonucu oluşan deri infeksiyonlarının ve yatak yaralarının tedavisinde yararlanılmaktadır. Balın sadece bakterilere değil aynı zamanda virüs, mantar ve parazitlere karşı olan inhibe edici özelliklerini bildiren çalışmalar mevcuttur. Balın antibakteriyel aktivitesi ile ilgili ilk laboratuar ve klinik çalışmaları Avustralya ve Yeni Zelanda’da yetişen Leptospermum scoparium ve Leptospermum ericoidesadlı bitkilerden elde edilen manuka balı üzerinde yapılmıştır. Manuka balının, aerob, anaerob, gram negatif ve pozitifler olmak üzere yaklaşık 60 değişik bakteri türüne karşı antibakteriyel etki gösterdiği bildirilmektedir.

Balın; şeker konsantrasyonuna bağlı yüksek ozmolarite, düşük su aktivitesi, düşük pH, hidrojen peroksit üretimi gibi karakteristik özellikleri antibakteriyel aktivitesinden sorumludur. Baldaki en önemli antibakteriyel bileşik, arıların hipofaringeal bezlerinde üretilen glikoz oksidaz enziminin baldaki glukozu okside etmesi sonucu oluşan ve inhibin faktör olarak da tanımlanan hidrojen peroksittir. Bazı bitkilerin polenlerinden kaynaklanan katalaz enziminin hidrojen peroksiti inaktive ettiği ballarda antibakteriyel etkinin devam ettiği görülmüştür. Polifenoller, fenolik asitler (kafeik asit, ferulik asit) ve onların türevleri (metil syringate), aromatik asitler ve flavonoidler, glukonik asit gibi dissosiye olmayan organik asitler ve son zamanlarda Maillard reaksiyonu ürünlerinin de balın antibakteriyel aktivitesinde etkili olduğu ortaya koyulmuştur. Lizozim ve uçucu bileşiklerin de bakteri inhibisyonunda rolü olduğu bildirilmektedir. Bu bileşiklere non-peroksit bileşikler denilmektedir. Manuka balının antibakteriyel aktivitesinin non-peroksit bileşiklerden kaynaklandığı bildiirlmektedir. Koyu renkli balların antibakteriyel aktivitesinin açık renkli ballara göre daha fazla olduğu belirlenmiş ve bu sonucun koyu renkli ballarda daha fazla bulunan fenolik bileşiklerin antibakteriyel aktivitesi ile ilgili olduğu belirtilmiştir.

Balın antibakteriyel etki gösterdiği bakteriler arasında Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Bacillus subtilis, Pseudomonas aeruginosa, Enterobacter cloaca, Micrococcus luteus, Klebsiella pneomoniae ve Helicobacter pylori ‘nin; mantarlar arasında ise Candida xerosis, Candida albicans, Candida tropicalis veRhodotorula rubrum’nınyer almıştır.

Balda anti- bakteriyel aktivitedeki keskin düşüş ilk 3-6 ayda meydana gelmektedir. 78 °C’de 15 dakika ısı işlemi uygulanan ballarda antibakteriyel aktivitenin büyük oranda azaldığı kaydedilmiştir.

Bundan başka balın immun sistemi aktive ettiği, kanser ve metastaza karşı koruyucu özellik gösterdiği bildirilmektedir. Balın antioksidan özelliği nektarın toplandığı bitkisel kaynağa, mevsimsel ve çevresel faktörlere bağlıdır. Bala antioksidan özelliği sağlayan bileşikler; flavonoidler (apigenin, pinobanksin, pinosembrin, kaempferol, galangin, luteolin, hes- peretin vb.) ve fenolik asitler (kafeik, ferulik, ella- gik, klorojenik asit vb.) gibi polifenoller, tiamin, riboflavin, α- tokoferol, askorbik asit gibi vitaminler, salisilik asit, sülfidril grupları, karotenoid türevleri, glukoz oksidaz, katalaz, peroksidaz gibi enzimler, organik asitler (glukonik, sitrik, malik asit), Maillard reaksiyonu ürünleri, amino asitler ve proteinlerdir. Ayrıca sahte balın antioksidan aktivitesinin doğal ballara göre çok düşük olduğu bildirilmiştir.

Bal ile İlgili Uluslararası Dergilerde Yayınlanmış Araştırmalarımız

Züleyha Doğanyiğit, Sibel Silici, Abdullah Demirtaş, Ertuğrul KayaEmin KaymakDetermination of histological, immunohistochemical and biochemical effects of acute and chronic grayanotoxin III administration in different doses in rats. Environmental Science and Pollution Research, (2018).

Bozok Üni. Tıp Fak. Histoloji- Embriyoloji ABD ile ERÜ Tıp Fak. Üroloji ABD ile yaptığımız ortak çalışmada, orman gülü balında bulunan (deli bal) toksin olan grayanotoksin III ün ratlara farklı dozlarda verilmesiyle oluan histolojik, immunohistokimyasal ve biyokimyasal değişiklikler belirlenmiştir. Yüsek dozun olumusz etkileri ortaya kaonulmuştur.

Özkök D, Silici S, Effects of honey HMF on enzyme activities and serum biochemical parameters of Wistar rats. Environmental Science and Pollution Research, 23: 20186-20193 (2016).

Isıtılarak ya da uzun süre depolanan ballarda oluşan HMF (hidroksimetil furfural) nin deney hayvanlarının enzim aktivitesi ve biyokimyasal parametreleri üzerine olumusz etkileri gösterilmiştir.

Silici S, Uluozlu OD, Tüzen M, Soylak M, Honeybees and honey as monitors for heavy metal contamination near thermal power plants in Mugla, Turkey, Toxıcology and Industrial Health, 32: 507-516 (2016).

GOP Üniversitesi ve ERÜ Kimya Bölümleri ile yapılan ortak çalışmada, Muğla ili çevresindeki termallerin ballarda oluşturabileceği ağır metal kirliliği araştırılmıştır.

Atayoglu AT, Soylu M, Silici S, İnanç N, Glycemic index values of monofloral Turkish honeys and the effect of their consumption on glucose metabolism, Turkish Journal of Medical Sciences, 46: 483-488 (2016).

Medipol Üni. Tıp Fak. Nuh Naci Yazgan Üni. Beslenme ve Diyetetik Bölümleri ile yapılan bu ortak çalışmada, bazı monoflroal balların tüketiminden sonra kandaki şeker metabolizmasına etkisi değerlendirilmiştir.

Silici S, Dogan Z, Sahin H, Atayoglu T, Yakan B, Acute effects of grayanotoxin in rhododendron honey on kidney functions in rats, Environmental Science and Pollution Research, 23: 3300-3309 (2016).

Medipol Üni ve ERÜ Tıp Fak. ile yapılan ortak çalışmada orman gülü balı( deli bal)  tüketiminden sonra böbreklerde oluşturabileceği olası hasarlar değerlendirilmiş, düşük doz orman gülü balının olumsuz etkisi görülmemiştir.

Can Z, Yildiz O, Şahin H, Turumtay EA, Silici S, Kolaylı S, An ınvestigation of Turkish honeys: their physico-chemical properties, antioxidant capacities and phenolic profiles, Food Chemistry,180:133-141 (2015).

KTÜ Kimya bölümü ile yapılan ortak çalışmada, ülkemizde üretilen farklı balların fizikokimyasal özellikleri ve antioksidan kapasiteleri değerlendirilmiştir.

Silici S, Atayoglu AT, Mad honey intoxication: A systematic review on the 1199 cases, Food and Chemical Toxicology, 86: 282-290 (2015).

Medipol Üni. Tıp Fak. ile yapılan ortak çalışmada, orman gülü balı (deli bal) zehirlenmesiyle 30 yıl boyunca hastaneye başvurmuş vakaların tüm değeleri sergilenmiş, balın tüketildikten bir saat sonra toksinin vücuttan atıldığı sonucuna varılmıştır.

Silici S, Enis YM, Huseyin S, Timucin AA, Özkök D, Analysis of grayanatoxin ın rhododendron honey and effect on antioxidant parameters ın rats, Journal of Ethnopharmacology,156: 155-161 (2014).

Fırat Üni ve Medipol Üni Tıp Fak. ile yapılan bu ortak çalışmada, deney hayvanlarında balın oksidatif hasara sebep olup olmayacağı tespit edilmiştir.

Silici S, Sarioğlu K, Doğan M, Karaman K, HPLC-DAD analysis to identify the phenolic profile of rhododendron honeys collected from different regions ın Turkey, International Journal of Food Properties,17: 1126-1135 (2014).

ERÜ Gıda Müh. ile yapılan bu ortak çalışmada, orman gülü balının fenolik madde içeriği ve olası markörler tespit edilmiştir.

Silici S, Karaman K, Chemometric approaches for the characterization of Turkish rhododendron and honeydew honeys depending on amino acid composition, Journal of Liquıd Chromatography & Related Technologies, 37: 864-877 (2014).

Ülkemizde üretilen orman gülü ve çam ballarının aminoasit içerikleri tespit edilmiştir.

Ekici L, Sagdic O, Silici S, Öztürk I, Determination of phenolic content, antiradical, antioxidant and antimicrobial activities of Turkish pine honey, Quality Assurance and Safety Of Crops & Foods, 6: 439-444 (2014).

ERÜ Gıda Müh. ile yapılan bu ortak çalışmada, ülkemzde üretilen çam balalrının fenolik madde içeriği, antiradikal, anitoksidan ve antimikrobiyel aktiviteleri tespit edilmiştir.

Silici S, Sağdıç O, Ekici L, Evaluation of the phenolic content, antiradical, antioxidant, and antimicrobial activity of different floral sources of honey, International Journal of Food Properties,16: 658-666 (2013).

ERÜ Gıda Müh. ile yapılan bu ortak çalışmada, ülkemizde üretilen farklı monofloral balların fenolik madde içeriği, antiradikal, anitoksidan ve antimikrobiyel aktiviteleri tespit edilmiştir.

Silici S, Sarıoğlu K, Karaman K, Determination of polyphenols of some Turkish honeydew and nectar honeys using HPLC-DAD, Journal of Liquid Chromatography & Related Technologies, 36: 2330-2341 (2013).

ERÜ Gıda Müh. ile yapılan bu ortak çalışmada, ülkemizde üretilen çam ve çiçek ballarının polifenol içerikleri tespit edilmiştir.

Citak D, Silici S, Tüzen M, Soylak M, Determination of toxic and essential elements in sunflower honey from thrace region, Turkey, International Journal of Food Science and Technology, 47: 107-113 (2012).

GOP Üniv. ve ERÜ Kimya Bölümleri ile yapılan bu ortak çalışmada, Trakya Bölgesinden  toplanan Ayçiçek ballarının toksik (zehirli) ve esansiyel elementleri tespit edilmiştir.

Silici S, Determination of volatile compounds of pine honeys, Turkısh Journal of Bıology, 35: 641-645 (2011).

Ülkemizde üretilen çam balalrında bulunan uçucu bileşikler (aroma ve tat bileşikleri) tespit edilmiştir.

Silici S, Sağdiç O, Ekici L, Total phenolic content, antiradical, antioxidant and antimicrobial activities of Rhododendron honeys, Food Chemistry, 121: 238-243 (2010).

ERÜ Gıda Müh. ile yapılan bu ortak çalışmada, Ülkemizde üretilen orman gülü ballarının toplam fenolik madde, antioksidan ve antiradikal özellikleri tespit edilmiştir.

Eraslan G, Kanbur M, Silici S, Karabacak M, Beneficial effect of pine honey on trichlorfon induced some biochemical alterations in mice, Ecotoxıcology And Envıronmental Safety 73:1084-1091 (2010).

ERÜ Veteriner Fak. ile yapılan bu ortak çalışmada, trichlorfon indüklü hasarlar üzerine çam balının biyokimyasal parametreleri iyileştirici etkisi gösterilmiştir.

Senyuva HZ, Gilbert J, Silici S, Charlton A, Dal C, Guerel N, et al., Profiling turkish honeys to determine authenticity using physical and chemical characteristics, Journal of Agricultural and Food Chemistry, 57: 3911-3919 (2009).

TUBİTAK, New York (USA) Merkez Bilim Lab. ile ortak yapılan bu çalışmada, ülkemizde üretilen tüm monofloral balların fiziksel ve kimyasal özellikleri ortaya konularak otantisitesi tespit edilmiştir.

Koç AN, Silici S, Erçal BD, Kasap F, Hormet-Oz HT, Mavus-Buldu H, Antifungal activity of Turkish honey against Candida spp. and Trichosporon spp: an in vitro evaluation, Medical Mycology, 47: 707-712 (2009).

ERÜ Tıp Fak. Mikrobiyoloji ABD ile ortak yapılan bu araştırmada, balın ayak mantarı üzerine etkinliği tespit edilmiştir.

Silici S, Uluozlu OD, Tüzen M, Soylak M, Assessment of trace element levels in Rhododendron honeys of Black Sea Region, Turkey, Journal Of Hazardous Materıals, 156: 612-618 (2008).

GOP Üniv. ve ERÜ Kimya Bölümleri ile yapılan bu ortak çalışmada, Çernobilden kalan olası olumsuz etkileri değerlendirmek için toplanan orman gülü ballarında iz element seviyesi tespit edilmiş, olumsuzluk görülmemiştir.

Tuzen M, Silici S, Mendil D, Soylak M, Trace element levels in honeys from different regions of Turkey, Food Chemistry, 103: 325-330 (2007).

GOP Üniv. ve ERÜ Kimya Bölümleri ile yapılan bu ortak çalışmada, ülkemizin farklı yöreleriden toplanan bal örneklerinde ballarında iz element seviyesi tespit edilmiş, olumsuzluk görülmemiştir.

Özkök D, Silici S. Effects of crystallization on antioxidant property of honey. Journal of Apitherapy, 3(2): 24-30, 2018.

Bu araştırmada, balın kristalize olduğunda biyolojik değerinin bpzulmadığı antioksidan aktivitesindeki kaybın daha çok uzun sure depolamadan kaynaklandığı tespit edilmiştir.

Silici S. Antioxidant and physicochemical properties of chestnut honeys from Turkey. Commun. Fac. Sci. Univ. Ank.Series C
, 27(2): 104-114.

Ülkemizde üretilen kestane ballarının fizikokimyasal özllikleri tespit edilmiştir.

Soylu, M, Silici S. Honey consumption preferences of university students. International Journal of Human Sciences, 15(1): 386-398.

Nuh Naci Yazgan Uni Sağlık Fak ile yapılan ortak çalışmada, 3 farklı üniversitede eğitim gören öğrencilerin bal ile ilgili tüketim ve tercihleri değerlendirilmiştir.

Silici S., Soylu M., “Bal ve glisemik indeks”, Turkish Journal of Agriculture- Food Science and Technology , vol.3, pp.283-293, 2015.

Nuh Naci Yazgan Uni Sağlık Fak ile yapılan ortak çalışmada,  balın glisemik indeksi hakkında bilgi verilmiştir.


Kaynaklar

Aljadi, A.M., Kamaruddin, M.Y.2004. Evaluation of the phenolic contents and antioxidant capacities of two Malaysian floral honeys. Food Chem, 85: 513–518.

Arcot, J., Brand, M.A. 2005. Preliminary assessment of the glycemic index of honey. Australian Government Rural Industries Research and Development Corporation, Publication, 05/027.

Alvarez-Suarez, J.M., Tulipani, S., Diaz, D. 2010. Antioxidant and antimicrobial capacity of several monofloral Cuban honeys and their correlation with color, polyphenol content and other chemical compounds. Food Chem Toxicol, 48: 2490–2499.

Bertocelj, J., Dobersek, U., Jamnik, M., Golob, T.2007. Evaluation of the phenolic content, antioxidant activity and colour of Slovenian honey. Food Chem, 105: 822–828.

Bogdanov, S., Jurendic, T., Sieber, R., Gallmann, P. 2008. Honey for nutrition and health: a review. J Am Coll Nutr, 27(6): 677–89.

Bogdanov, S. 1997. Nature and origin of the antibacterial substances in honey. Lebensmittel-Wissen Technol, 30(7): 748–753.

Bogdanov, S., Jurendic, T., Sieber, R., Gallmann, P. 2008. Honey for nutrition and health: a review. J Am Coll Nutr, 27(6): 677–89.

Brudzynski, K., Kim, L. 2011. Storage-induced chemical changes in active components of honey de-regulate its antibacterial activity. Food Chem, 126: 1155–1163.

Crane, E. 1975. Honey, A comprehensive survey. International Bee Research Association. London: Heinemann, No. SF 539. H66.

Cooper, R.A., Molan, P.C., Harding, K.G. 1999. Antibacterial activity of honey against strains of Staphylococcus aureusfrom infected wounds. J Royal Soc Med, 92: 283-285.

D’Arcy, B., Caffin, N., Bhandari, B., Squires, N., Fedorow, P., Mackay, D. 1999. Australian liquid honey in commerical bakery products. Australian Government Rural Industries Research and Development Corporation.

English, R.. Lewis, J. 1991. Nutritional Values of Australian Foods. Canberra, Australian Government Publishing Service.

Gurr, M. 1997. Nutritional and Health Aspects of Sugars. Evaluation of New Findings. ILSI series.

Isidorov, V.A., Czyżewska, U., Isidorova, A.G., Bakier, S.2009. Gas chromatographic and mass spectrometric characterization of organic acids extracted from some preparations containing lyophilized royal jelly. J Chromatogr B, 877: 3776–3780.

Kilicoglu, B., Kismet, K., Koru, O., Tanyuksel, M., Oruc, M.T., Sorkun, K., Akkus, M.A. 2006. The scolicidal effects of honey. Adv Ther, 23: 1077-1083.

Kucuk, M., Kolaylı, S., Karaoglu, S., Ulusoy, E., Baltaci, C., Candan, F. 2007. Biological activities and chemical composition of three honeys of different types from Anatolia. Food Chem, 100: 526–534.

Lachman, J., Orsak, M., Hejtmankova, A., Kovarova, E.2010. Evaluation of antioxidant activity and total phenolics of selected Czech honeys. Lebens Wissen  Technol, 43: 52–58.

Malika, N., Mohamed, F., Chakib, E.A. 2004. Antimicrobial activities of natural honey from aromatic and medicinal plants on antibio-resistant strains of bacteria. Int J Agric Biol, 6(2): 289-293.

Mandal, M.D., Mandal, S. 2011. Honey: its medicinal property and antibacterial activity. Asian Pac J Trop Biomed,  1(2):154-160.

Mohapatra, D.P., Thakur, V., Brar, S.K. 2011. Antibacterial efficacy of raw and processed honey. Biotech Res Int, 917505.

Molan, P.C., Betts, J. 2000. Using honey dressings: the practical considerations. Nurs Times, 96(49): 36-7.

Resmi Gazete. 2012. “Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği” http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/07/20120727-12.htm(7.01.2018)

Rios, A.M., Novoa, M.L., Vit, P.2001. Effects of extraction, storage conditions and heating treatment on antibacterial activity of Zanthoxylum fagara honey from, Cojedes, Venezuela. Rev Cientifica, 11(5): 397-402.

Stephens, M.J., Schlothauer, R.C., Morris, B.D., Yang, D., Fearnley, L., Greenwood, D.R., Loomes, K.M. 2010. Phenolic compounds and methylglyoxal in some New Zealand manuka and kanuka honeys.  Food Chem, 120: 78–86.

Weston, R.J., Brocklebank, L.K., Lu, Y. 2000. Identification and quantitative levels of antibacterial components of some New Zealand honeys. Food Chem, 70i: 427–435.

Zeina, B., Othman, O., Al-Assad, S. 1996. Effect of honey versus thyme on Rubella virus in survival vitro. J Alt Comp Med, 2: 345-348.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.